Bir Yaşama Bedel

 

Geç kalmıştı bu kuşlar, dedi küçük kız ve ağlamaya başladı.

Annesi, bu kuşlar göçmen değil, üzülmene gerek yok, diye sakinleştirdi onu. Küçük kız, gökte onlarca arı gibi görünen kuşların uçuşmalarını geç kaldıklarını düşünerek ağlamaya başlamıştı. Sanki gökte cennet kapısı kapanmıştı. Arada kalmıştı kuşlar ve soğuk başlamıştı. Kimler arada kalmamıştı ki..

Ömür, bir ömür… Mutluluk, bir mutluluk..

Her şey aynı renkte, aynı dokuda görünse de aynı algılanmıyordu çoğu zaman..

Kadını ya da erkeği fark etmez.

Hissetmek, sadece bir kalp kadardı.

Herkes düşünebildiği kadar insan olabilir miydi? Sonuçta her birimiz yaşlılık hastalığına yakalanmışken, ısrarla birbirimizi üzüyorduk.

Birbirimizin yaşamlarına bedelken..

Bir yaşama bedel fotoğraflar…

O olağanüstü berrak anları, kainatı anlamlı kılan o parıltıları yakaladığınızda umutsuzca onlara tutunmak istercesine… Onlar en büyük boşluğun, yaşamın akıl almaz doğasının tamamen anlaşılmaz olduğu kötü zamanların cankurtaranları…

Ve başından beri sormanız gereken şu soruyu sorarsınız, yaşamak için sadece bir gününüz, bir haftanız ya da bir ayınız olduğunu öğrenseydiniz, ne yapardınız?

Ve kuşların sığındığı o büyük ağaçlar gibidir fotoğraflar, sizi bir an olsun her şeyden uzaklaştırır…Anıların tutunduğu o koca dal bir fotoğraf albümü olur. İçerisinde en çok gülen yüzler birikmiş olanı, bir yaşama bedeldir.