Lyon’dan Safranbolu’ya Merhaba…

 

Dünya Miras Kenti Safranbolu’nun içinde barındırdığı kültürel zenginliği keşfetmeye gelen binlerce insanın dil, din ve ırk çeşitliliği bizlere sunulan en güzel armağandır ve günümüzdeki bu kültürel etkileşim ise dinamik bir süreçte ilerlemektedir.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü`nün (UNESCO) 1991’de Fransa’nın Lyon kentindeki Antonin-Poncet bölgesini, 1994’te Safranbolu’nun kent ölçeğinde korumaya alınması dünyanın en güzel mekânlarından ikisini geleceğe tescillemiştir.

Lyon’da binaların yerleşim düzeni ve caddeye bakışı bir şiirin nakaratını anımsatıyor. Masallardaki şatolar ve binalar; köylerine kadar pürüzsüz uzanan asfalt yollar ve köy evlerindeki doğalgaz kullanımı belediyecilik anlayışını dünya insanına sunuyor. Adeta şehir elinizden tutuyor ve sizlere rehberlik ediyor. Öğreniyorum ki herkesin bir arabası var. Hatta ehliyetsizler için şehir içinde kullanabilecekleri hız sınırı olan taşıtlar var. Lyon’da büyük, konforlu bir taşıt gördüğünüzde içinden Türk vatandaşı çıkma olasılığı çok yüksek, çünkü Fransız vatandaşları taşıtlarını kullanım amacına uygun daha küçük olmasına özen gösteriyor. Şehirde taksi lüks tüketime giriyor. Belirli kentlerde iç taşımacılık bile yok, kısacası minibüsler yok. Kentler arası otobüsler, kentlerde de troleybüsler bulunuyor. Demiryolu taşımacılığı oldukça popüler.
 
Baharın gelişiyle yeşile bürünen Rhone Alpes bölgesi; Bourg en Bresse ve Annecy’e olan yolculuğumda alerjim nüksetti. Bir eczaneye girerek, antihistaminik bir ilaç almak istedim. Yanımda rehberim Ahmet Cinver olmasına rağmen, derdimi İngilizce olarak dinlemek isteyen Eczacı Hanımefendiye minnettarım. Sağlık problemi olan kişiyi iyice dinleyerek gerekli hizmeti anında veriyorlar. Annecy, dört mevsim turizmin aynı anda yaşandığı ender bir kent. Dağlarında kayak yapılıyor, yamaç paraşütü ile atlanıyor. Gölünde tekne ve kano ile açılıp, güneşleniliyor. Tarihi bir çarşısı bana Amasra’yı anımsatıyor. Çeşmeleri, havuzları ve nehirleri tertemiz akıyor. Yeşilini, mavisini yaşatıyor Fransızlar, yaşadıkları tarihi korumanın titizliği içerisinde tanısın tanımasın herkese selam veriyorlar. Medeni insanlar, aynen dedikleri gibi… Düzenli, güven dolu ve huzurlu bir tanıtım gezisi yaşadım. Sokaklarında bakıma muhtaç kimse göremedim, anında devlet sahip çıkıyormuş. Lyon’da sanatkârlar parklarda çalışıyor, önünüze bir sirk cambazı çıkabiliyor. Bisikletlerle ulaşım yolu Lyon’nun dümdüz bir plato üzerine kurulmasını fırsat biliyor. Kolaysa Safranbolu’da bisikletle dolaşma imkânımız da olsa diyorum usul usul… Hayvanat bahçesinde karacalar, ördekler, keçiler derken doğal alanlara sahip çıktıkları o büyük ağaçların gölgesinde seyirlerken buluyorum kendimi, sanki sonsuzluğa uzanıyorum. Bir küçük kız çocuğu belki 3 yaşında elinde bebek arabasını sürüyor, benimle Safranbolu’ya gelmek istercesine çarpıyor bana. Fransız bir ailenin sevimli kızı dönerek pardon diyor, öncesinde annesi söylemesini istiyor. Yani annesi küçük kızın yerine özür dilemiyor. Yılın ilk dondurmasını Lyon’da yemek nasip oluyor. Hayranlığımı bir kez daha göğe çıkarıyor, Notre Dame kilisesi…
Köşeden bir sihirbaz çıksa, Safranbolu halkına benim gözlerimle canlı yayın izletme imkânı sunsam diye her ayrıntıyı kaçırmadan inceliyorum. Bu ne ihtişam ve ustalık…
Fuar merkezine geldik. Festival komitesinin ve Janem Safran Şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Geneviève d’Andre’nin konuğu olarak; Lyon Türk Kültür Derneği tarafından Lyon Euroexpo fuar merkezinde Festiculture’nin ikincisine katılmak amacıyla tüm heyecanımızla Safranbolu Safranı içerikli standımızı hazırladık. Üç gün süren fuarda, modern Türkiye’nin üreticiliğini ve dinamizmini yakından tanıtmak hedeflenmişti. Türkiye’den gelen esnaflar bir yandan hünerlerini sergiliyor, diğer yandan satışlarını yapıyordu. Ziyaretçiler arasında Avrupa’da yaşayan Türk Aileleri binlerce kilometreden bir araya gelerek içlerindeki tebessümü paylaşıyordu. Festivalin ikinci gününde “Made İn Turkey” internet üzerinden canlı yayın yapan radyo kanalına misafir oldum, Safranbolu’yu tanıtmaya çalıştım. Safranımıza sahip çıktığımızı anlattım. Radyodan beni dinlediğini belirten bir aile hemen standa geldiklerini söyledi. Başladılar neşeli neşeli kendilerini tanıtmaya… Babalarının Karabüklü olduklarını fakat Lyon’da doğup büyüdüklerini aradan geçen yıllarda büyüklerinin vefat ettiğini ve geç de olsa Safranbolu’dan bir ev alabildiklerini ifade ettiler. Oldukça iyi niyetli ve sevimli bir aile tanıma fırsatım oldu. Üstelik komşu bile çıktık. Anladım ki, ne kadar uzak görünsek de bir o kadar yakındık.
 
Festivalin son gününde hemen herkesle dostane sohbetler kurmuştum. Birbirlerimize kartvizitlerimiz verildi. Hollanda fuarında buluşuruz diyerek ayrılanlar oldu. Seneye Lyon ya da Paris’teki fuarlarda buluşmak üzere diyerek buruk vedalaşmalar yaşandı. Yaşadığım vize koşuşturmacası geldi aklıma. Kısa süre önce Ankara’daki Fransa Büyükelçiliğinde Vize Bölümü Sorumlusu Bernard Etinof, Safranbolu’yu çok beğeniyorum mutlaka gelmek istiyorum demişti. Lyon’a sadece fuar için değil, tarihi mekânlarını keşfetmek ve Safranbolu’ya yeni bir dokunuş kazandırmak için yeniden gitmem gerektiğini düşünüyorum. Ama unutmayın ki ziyaret sırası size geldi…