KORKU ÇAĞI

tren.jpgYaşadığımız çağın genel bir adı olsaydı “korku çağı” olurdu. Yaşanan bilimsel ve teknik gelişmeler sonucu dünyayı yok edebilecek güce sahip olunması sizlere de korku uyandırmıyor mu? İnsanların çeşit çeşit inanca mensup olmaları, gelecekten yoksun ve iyileşme umudu olmayan birer hastaya dönüşmeleri su götürmeyen bir gerçek. İnsanların geleceğe el atmayan, sorumluluk almayan ve bir tür kafes içinde sadece günlük gıdasını almakla meşgul olduğu gerçekliği!

Konuşmayı, bağrışmayı kendimize yakın destekler bulmayı bir kenara bıraktık.. İnsanların birbirlerine olan güvenlerinin tüketilmesi de bu çağın bir sunumudur. Her neyse geçmişten bir örnek verelim, Mısırlıların ölümden sonra temize çıkabilmesi için şu sözleri söyleyebilmesi gerekirmiş: “Kimseyi korkutmadım” Hadi bu çağda kendinize bir sorun bu sözü söyleyebilecek misiniz..

Yalan söyleyerek birbirimizi küçülttük, zihnimizde ise işkence ettik, öldürdük.. Biz inandıramadıklarımızdan korktuk… İnsanlar arasında diyaloglar kısaldı ve birbiri için boş ve anlamsız olan sözleri ise hiç dinlemez duruma geldik. Siz rol yaparken ustalaştığınızı sanıyordunuz ama karşınızdakinin de rol yapabileceğini unutuyordunuz. Mutlu ve samimi sohbetlerden korkar olduk.

Korku ile hesaplaşmak için onun ne demek istediğini, neden kaçtığını bilmek gerekir. Onun demek istediği de kaçmak istediği de aynı şeydir: fikren yok etmenin haklı görüldüğü, insan yaşamının hiçe sayıldığı bir dünya. Günümüzün siyasal sorunu budur. Hiçbir şeyi kurmaya başlamadan önce, kendinizi böyle bir tehdit, işkence içinde bulsanız ne kadar yaşamak istersiniz, ya da istemezsiniz? diye bir sorun ve artık kötü niyetli yaşama şeklinizi lütfen değiştirin. Bencil olmayın, çünkü bir gün sizlerde o bencillikte boğulursunuz. Geleceğe korku salanların, kendi korkularıyla yüzleşmeye mahkûm oldukları gibi.

Çağın bu hastalığını düşünce yoksunu ülkelerde özellikle kontrol altına almak isteyenler hakkında Albert Camus 1940’larda yazdığı denemelerinde “korku çağı”nı ancak iyi niyet ve hoşgörü ile aşabileceğimizi belirtmiş. Peki, gelecek için sizin gerçek niyetiniz nedir? Şöyle ki eğer çelişki içindeysek yalnız değiliz. Benim iyilik dolu savaşsız bir dünya kurma düşünceme -hesapsız bir ütopya- diyenler varsa onlarda -hesaplı bir ütopya- içinde olduklarını bilmeliler. Bu düşünce ile korkusuz ve iddiasız doğru bir inanışla ne cellât ne de kurban olmadan bir uzlaşma yoluna gidilmesi dünyanın menfaatine olacaktır. Ulusları barışa götürecek koşulları aramanın bir ütopya da olsa yararlı olacağı, sorunları ve davranışları olumlu hale getirmenin benlik savaşını vermek zorundayız. Öncelikle kendinizden, komşunuzdan ve yakın çevrenizden başlayabilirsiniz; hayatınızı dinlemeye başlayın. Kendi zihnimizi birlik, beraberlik barış ve huzur içinde aydınlık tutacağımız uzun yıllar dilerim.