ESTETİK

admission essay help of https://topadmissionessay.com/Mutluluk bana uzak bir düş yolu ve yollar insanın zihnini bulandırır. Sevgi bir yolcu, kader ise bir bekleyen olur. Ve bizler çoğu zaman mutlu olmak için düş kurma yolculuğuna çıkarız. Tabiatın gücüne teslim olmaktan korkarız, gücünden yorgun düşeriz. Her insan gibi.. İnsanlar silinir; tarihler silinir; şehirler silinir ve mutlak bir sona varılır.. Yaradan bile nihai sonda izini bırakmıyorken gezegeninde!

Bir sanat oluşumunun kalıcı olması mümkün müdür? Kusursuz bir sanat ararsanız, dört dörtlük bir yalnızlık yaşayana bakabilirsiniz. Gerçekte bir kişinin doğanın eşsiz gücüyle yarışırcasına insan eli değdirdiği estetik tasarımlardan daha doğrusu dünya mimarisi tarihinden bahsedelim, 1945’ten yani savaş sonrasındaki Avrupa’da ve Japonya’da büyük çaplı bir yeniden inşa gereksinimi doğar, ABD’nin güçlenen ekonomisi bütün dünyaya yayılan yeni bir estetik yaratır. Mies van der Rohe, Oscar Niemeyer, Kenzo Tange, Louis Kahn gibi isimlerle 1950’lerden sonra ise Geç Modernizm ile lüks bürolar kapitalist ekonominin gücünü yansıtırken High Tech mimarlık strüktürel ögeleri açığa vurur. Merrill, Richard Rogers, I.M. Pei gibi isimlerle anılır; ardından 1960’lar postmodernizmi farklı üslupların bir araya gelişi ünik ve göndermeler içeren yapılar yaratır. Sir James Stirling, John Hejduk, Aldo Rossi ve John Burgee; 1970’ler minimalist ve geç modernizm ile Paul Rudolph, Moshe Safdie, Tadao Ando gibi isimlerle uluslar arası üsluptan etkilenen mimarlar yapıların süslemelerini soyar.. 1980’lerde dekonstrüktivizm mimarlık, geleneksel yapı çerçevelerini bükerek yapıya ilişkin yaygın doğrusal kavrayışı çarpıtır. Frank Gehry, Peter Eisenman, Zaha Hadid gibi isimlerle 2000’lere doğru gelindiğinde teknolojik yenilikler sonsuz görünen olanaklar yaratır. Rem Koolhaas, Lars Spuybroek ile mimaride yeni yönelimleri görürüz. “Less is more” deyişi yani “az olan çoktur” ifadesi Mies van der Rohe’nin Berlin-1921’deki “cam gökdelen” oluşumu bir deney niteliğindedir. Çünkü Mies’in cama duyduğu hayranlıkla oluşmuş hayali gerçek kılması ile hayallerini inşa ettiği görülür. Günümüzde ise yaygınlaşan çelik ve cam iskeletler geleneksel yük taşıyıcı duvarların yerini almayı başarır.

Her yüzyılın zaman çizelgelerini yansıtan mimarlar; döneminin siyasi, toplumsal ve bilimsel gelişmelerine ayna tutarken yaşadığı çağın anlaşılırlığını arttırır. Bizlerde estetik değeri yüksek tasarımı ve o tasarımı inşa etme sanatını mimarlık tanımı içerisinde buluruz. Aslında bu dünyanın bir kimlik arayışıdır. Barınma alanlarımızın üslup farklılıklarını çeşitli akımlarla sizlere aktarmaya çalıştım. Gelecekte nasıl bir akım bizi bekliyor bilinmez ama “dâhilerin sezerek sosyologlarında toplumsal kanunları bilerek bir milletin gelişmesinde önemli rol oynadıklarını” Ziya Gökalp’ten öğrendiğimiz kadarıyla bir ülkenin veya bir milletin dili, edebiyatı, kültürü, teknolojisi ne kadar etkili olsa da “hayalsiz sanatsal gelişme; sanatsal gelişmesiz mimari değişme olamaz” diyebilirim. Peki, bu mimari oluşumlar sizleri de heyecanlandırmıyor mu? Mutluluğunuzu sımsıcak bir yapı içerisinde daha da perçinlemiyor musunuz? Dahası başımızı sokacak bir evimiz olsun deyimi.. Mağara’dan konuta, konuttan köşklere, köşklerden gökdelenlere, birbirinden bağımsız birimlerin teknolojiyle birlikte zamana tanıklık etmesi içimizi ne denli ısıtıyor acaba? Nereden geldiğini unutan yepyeni bir nesil gibiyiz. Oysaki mutlak bir sona varılacağını çok da iyi bilirken.. Mimarinin günümüzde şişirilerek, abartılarak, aşırı lükse kaçılarak ve estetik yoksunu olarak oluştuğunu görebiliyoruz. İşte bu nedenle sizlere; “Hayatınıza estetik dolu tasarımların denk gelmesi” temennisinde bulunuyorum..