ÇAĞDAŞ MİMARİ TASARIMLARIN IŞIĞINDA – 3

20. yüzyıl mimarisinden ve tasarımcılarından nasıl da etkilendiğimizi kaleme alırken, Mobilya Dekorasyon konusunda uzman ve memleketimizin genç/yetenekli Tasarımcısı Kemal Yurtsever’in görüşlerini sizlerle paylaşmak istedim.

MODERNİTE BÜNYESİNDE BİÇİMLENEN KORUMA PARADİGMASI

website that does homework for you in domyhomework.guru

1980 öncesi sanayi dallarının tümünde üretici olan devlet,1980 sonrası ekonomik alandaki izlediği tutumu değiştirerek artık yerini özel sektör yatırımlarına bırakmıştır. Özel sektörün üretim alanında yaşadığı problemler ta ki günümüze kadar devam ettiyse de Türk sanayicisi çok önemli bir yol kat etmiştir. Artık pazarlama ve satış tekniklerinin son derece önem kazandığı, üretimin ve yeni bir ürün ortaya koymanın mukavemeti kadar pazarlama ve satışında Türk sanayicisinin önünde duran ve aşılmayı bekleyen büyük bir problem olduğu aşikârdır. Son yıllarda sanayi üretimi ve ihracat her ne kadar arttıysa da bu rakamlar Türk sanayicisinin misyonunu tamamladığını göstermez.

Örneğin ”35. Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul” 1.150 katılımcı firmayı, 81.000 m2’lik bir alanda ziyaretçilerle buluştururken katılımcı firmaların birçoğu yerli fakat ürünlerin yaklaşık % 70’inin ithal ürünlerden oluşması Türk sanayicisinin daha yolun başında olduğunun da bir göstergesidir. Ülkemizde yapı sektörünün son yıllarda hızlı bir yükseliş içinde olması özellikle Avrupa’nın ülkemize olan alakasını oldukça artırmış durumdadır. Avrupa menşeli ürünlerin yapı sektörüne girişiyle birlikte tasarımcıların ve mimarların ilgi odağı haline gelmiş olması; geleneksel ve modern arasında ki geçişlere ivme kazandırmakla birlikte, tasarımcıyı malzeme, konstrüksiyon ve renk-doku öznelliğinden uzaklaştırarak modern mimarinin kanatları altında sergilemeye mecbur bırakmıştır. Elbette ki modern mimari çağın getirdiği bir olgudur. Modern çağı ortaya çıkaran sebepler demokratik ve endüstriyel devrimlerdir, tabii ki mimarlıkta bundan nasibini alacaktır. Fakat bireyin ve toplumun psikolojik varlığındaki yıkıcı davranışları tetikleyen içeriklerin, insan yaşamına zarar vermeye yönlenebileceği gibi, onun tarafından üretilmiş kültürü de hedef alabileceği, bireysel ya da kolektif yok oluşların tetiklenebileceği bilinmektedir. Bu bağlamda modern mimarinin ve hızla makineleşmenin bireyin yaşam alanına sağladığı pozitif etkilerinin yanında, özellikle de koruma ve restorasyon alanında ki çalışmalara etkisi son derece olumsuz olabilmektedir. Yeni çağın koruma paradigması kurgulanırken, bireyin yada toplumun psikolojik yapısı eskisinden daha dikkatli ele alınmalıdır. .Koruma alanı anıları, olayları, olguları, bilinçli şekilde unutturmak istemez, fakat unutma mekanizması tüm bu uğraşlara rağmen sürekli çalışır. Ancak, saklı anılar, uzun zaman sonra bile beklenmedik biçimde bilincin odak noktasına çıkabilir. Korumacılık tüm bu psikolojik ve rasyonel olgularla birlikte hareket edilerek modern çağın dayattığı mimari akımların etkisinde kalmadan hareket etmeyi gerektirir.

Bu bağlamda, Unesco tarafından dünya miras listesine alınmış, Türk toplum yapısının günlük yaşantısını tarihten günümüze aktaran Safranbolu’da bu çatışmanın yaşandığı en çarpıcı ve en yakın örnektir. Modern mimari ve koruma paradigmasının büyük çatışmalar yaşadığı, restorasyon çalışmalarında kullanılan malzemelerden açıkça ortadadır. Türk konut mimarlığının en özgün örneklerini oluşturan Safranbolu evlerinin özellikle giriş katları moloz taştan ve yığma olarak inşa edilmiş, günümüz restorasyon anlayışıyla restore edilen bu yapılar ise üzerine alçı çekilerek yada çimento – kum karışımı harçla sıvanarak düz ve pürüzsüz bir yüzey elde edilmeye çalışılmıştır. Aynı şekilde tamamen el işlemeciliği ile yapılan tavan göbekleri, döşeme masifleri, eli böğründeler hızla makineleşen ustaların hünerli makinelerinden çıktığı gibi daire testerenin, planyanın izlerini üzerinden atmaktan aciz durumdadır.

Şu çok açıktır ki, ne kıtlık, ne depremler insanoğluna kendinden büyük düşman olamazlar, çünkü doğal afetlerin en korkuncundan bile daha yıkıcı olan insani salgınlara karşı yeterli bir korunma söz konusu değildir.